Bu benzetme salt Marmaris'e özgü değil
kuşkusuz. Çünkü Anadolu'muzda daha nice yöreler var ki hepsi bir başka cennet.
Ben Marmaris'e gittim. Gördüm... Geldim. Ama Marmaris ile birlikte döndüm ya da
hala oradayım.
Yeşil ile mavinin çılgınca seviştiği bir
yer Marmaris. Kimi dağların tepelerine tırmanan geniş yapraklı çınarların, kimi
koylara kadar inen ve dünyada çok az rastlanan 'günlük' (kozmetik ve ilaç
sanayiinde kullanılan 'sığla' yağının elde edildiği Liguidamber Orientalis)
ağaçlarının, kocaman okaliptüslerin ve yaz kış yeşilini koruyan çam
ormanlarının oylara kadar inerek kuşattığı en güzel mavi. Nerdeyse kumlarının
bile tek tek görüldüğü pırıl pırıl deniz burada, uzaklardaki koyu mavisinden
sıyrıla sıyrıla kıyılara yaklaşırken, özellikle koylarda ormanların yeşiliyle
kucaklaşarak zümrütleşiyor. Kıyıda ise bir kuşak gibi toprağın rengine
bürünüyor. Gözler bu doyumsuz kucaklaşmadan ayrılmak istemiyor.
Buraya insan elinin değerbilirlik ve
sevecenlikle uzanması, Marmaris'i her yönüyle bir turizm cenneti yapmayı
başarmış. Özellikle Orman İşletmeleri'nin ve İçmeler Belediye Başkanı Zeki
Eren'in özverili çalışmaları ile.
Marmaris, uzun kıyı şeridi, doğal liman,
birçok koy, modern yat limanları, 'Mavi Tur' olanakları, körfezin her türlü su
sporlarına açık olması, 5 yıldızlı otellerden en alçak gönüllü pansiyonlarına
değin her kesimden turistlerin gönüllerince tatil yapabileceği cennet bir ilçe.
Rahat kara ulaşımı yanı sıra Dalaman Hava
alanı ve Rodos feribotları ile kolayca dış dünyaya açılma olanağı bulan
Marmaris Datça yolu üzerinde Fethiye iline yakın olarak da güney batı
kıyısında, Muğla iline bağlı önemli bir yer.
Marmaris, birçok antik yöreleriyle tarih
açısından da ilginç, ilk çağlara dek uzanıyor. Müzesindeki Koleksiyonlarda,
eski adıyla: Physkos. Unlü tarihçi Heredot: "Marmarisios” diye
adlandırarak burada mutlu yaşayan insanlardan söz eder. (Bugün de aynen böyle).
Ege ile Akdeniz arasında geçit noktasında bulunmasıyla da tarih boyunca ilgi
çekmiş. M.Ö. 333'te Makedonya kralı Büyük İskender'in kuşatmasından sonra M.Ö.
2. yy'da Roma Imp. sonra Bizans Imp. egemen olmuş. 1261 'de Türk Menteşe
Beyliği eline geçmiş. 17. yy'da ünlü gezgin Evliya Çelebi, Kanuni Sultan
Süleyman'ın Rodos seferi sırasında büyük çapta onarımlar yaptırdığından söz
eder ve Marmaris adının oluşumunu da şöyle anlatır: Kanuni, Marmaris kalesinin
büyütülmesini istemiş. Ancak dönüşünde kaleyi yine küçük bularak öfkeyle,
" Mimarias” emrini vermiş. Bu emir söylene söylene Kale'nin adı derken
ilçenin adı olmuş.
1798'de Amiral Nelson, Napolyon'u izlerken
buraya yerleşiyor, o da onarımlar yaptırıyor. 1916'da ise Fransız donanmasının
Marmaris i bombalamasını hala anımsıyanlar var.
Marmaris kalesi 1979,1980, 1990'da restore
edilerek müze oluşturulmuş ve 1991, 18 Mayısında ziyarete açılmıştır.
Marmaris’in ünlü yerlerinden birkaçını
sayalım:
1) SEDİR- Kleopatra adası: Mark Antonius
İle Kleopatra'nın denize girdikleri yerdeki kumu, Antonius kuzey Afrika'dan
gemilerle getirtmiş. Bu özellikteki kum yalnızca Mısır'da bulunuyor. Sedir'de
de Roma ve Hellenistik dönemden kalıntılar var. (Kumun özelliği: toplu iğne
başı gibi iri taneli oluşu. Kibrit çakıldığında yandığı da söyleniyor.)
2) AMAZON: çam ormanları arasından
yukarıya doğru uzunca bir yolun sonunda, yüksekten koya bir bakış...
3) GOKOVA: Gök ve denizin paylaşamadığı
güzellikte bir yer.
4) Doğa ve tarihsel zenginlikleriyle çok
güzel yerlerden biri: ORHANİYE ve buradaki ünlü 'Kız kumu'... (Efsaneye göre
köyde Tanrıça gibi güzel bir kız varmış. Bir gezinti sırasında düşman
askerleriyle karşılaşır, deniz kıyısına dek kaçar, sonunda kendisini korumak
için eteğine çakıl ve kum doldurup denize girer ve döke döke üzerinde yürür.
Ama kum denizin ortasında bitiverir ve askerler burada kızı yakalayıp öldürür.)
Bu kum, uzaklardan da dar bir yol olarak görülebilmekte ve hala üzerinde
yürünebilmektedir.
5) 1789'da yapılan, büyük kubbesiyle
dikkati çeken İBRAHİM AĞA CAMİİ...
6) Turistik eşyaların genellikle satıldığı
KERVANSARAY (1545).
Hangi birini saysam ki hepsi bir büyük
kitabı oluşturur. Bu kitabı okuyan da oralara gitmek için can atar.
Bence Marmaris'te çok güzel bir yer daha
var: Öğretmen Evi... Daha önce gördüklerimden ayrıcalıklı. Burada, Öğretmen
Evleri kurucusu önceki Milli Eğitim Bakanlığı'ndan Sayın Hasan Sağlam ile
tanışma fırsatı da oldu. İlk kez, Öğr. Evi müdürünün bayan oluşu Sayın
Sağlam'ın dikkatini çekmiş. Züleyha Aldoğan. Ciddi, özverili ve sempatik
davranışlarıyla yetenekli bir yönetici. Belki de diyorum bu Öğretmen Evi iç ve
dış her türlü bakımı ile haklı olarak beğeni topluyor. Züleyha Hanımın tüm
çevresi de son derece titiz, saygılı, bilgili... Bu ve benzeri kültür
ortamlarını yok etmeye çalışanlara lanet, var edenlere de sonsuz teşekkürler.
Öğretmen Evi bir simge. Öğretmenin asıl ve
değişmez yeri, halkçı ve ulusçu olan herkesin kalbidir. Onların kalkınmasında
öğretmenin önemini ilk gören ve uygulayan ATATÜRK'ün izinde olmamak mümkün mü?
Eğer bir 'dokunulmazlık' söz konusuysa bu öncelikle öğretmenin hakkı olmalıdır.
Ve bu hak milletvekillerinden önce, ulusun temel yapısını oluşturan, geleceğini
ışıklandıran öğretmene verilmelidir.
Çok kimse Marmaris'i görmek, oradaki
güzellikleri yaşamak isteyecektir. Ama ya bir kez görmüş olanların ilk fırsatta
yine onunla kucaklaşmak istekleri... Bir dinmez özlem.
İlk günkü bir şaşkınlığımı da unutamam:
Eşimle kısa bir gezintiye çıkmıştık. Ne kadar çok yabancı vardı ve tüm yazılar
yabancı dilde. "Biz, dedim, burada nasıl iletişim kuracağız? " (Ben
yazar olarak da davetliydim.)
Oysa o gün ve hele sonraları, bir kaynaktan
fışkırır gibi dostlar çoğalıverdi: Dilek-Tunç, Ümit abiler, Lina, Züleyha,
Feray, Ö. Hetman. Çağdaş Yaşamı Destekleme, Atatürkçü Düşünce, Doğa Dostları
dernekleri kurucu ve üyeleri, TV 48'den Oya, Betül, Canan.. ve içtenlikli,
dürüst tüm Marmaris'liler... Unutulmaz sıcak dostluklar ki onca kısa zamanda.
Ah MARMARİS, bunları da sende yaşadım.
Özlemle selam sana.

Hiç yorum yok:
Yorum Gönder